Menü

HOME Moda Makyaj Güzellik Oje Alışveriş Etkinlik Çeyiz Kitap

3 Kasım 2016

Vichy İle #IşığınıKoru Etkinliği

Herkese merhaba!

Bursalı bloggerlar olarak geçtiğimiz salı günü Ojemrujumrimelim Nihal'in ev sahipliğinde çok keyifli ve faydalı bir etkinliğe imza attık. Bursa Divan Otel'de gerçekleşen etkinlik tam da izin günüme denk geldiği için şanslıydım, zira kaçırsaydım çok üzülürdüm. Hem cilt ve saç bakımıyla ilgili doğru bildiğimiz yanlışları öğrendiğimiz, kendi cilt tiplerimize uygun ürünleri deneme şansı elde ettiğimiz, hem de yıllardır yakından takip ettiğim Nihal ile yüz yüze tanışıp sohbet etme fırsatı yakaladığımız etkinliğimizin detayları aşağıda, keyifli okumalar!


Sabah 11 sularında başlayacak olan etkinlik için erkenden kalkıp hazırlanarak soluğu Divan Otel'de aldık. Daha kapıdayken karşılaştık Nihal'le, orada kısa bir tanışma faslı yaşadık :) Etkinliğin yapılacağı salona geçtiğimizde, bizi onlarca çeşit aperatif atıştırmalıkla ve her cilt tipine uygun Vichy serileriyle donatılarak özenle hazırlanmış bir masa karşıladı.


Çok kalabalık değildik, hafta içi olması dolayısıyla çalışan birçok arkadaşımız katılamadı. Yine de gayet sıcak bir ortamda, 25 yıldır Vichy markası ile çalışan eğitim müdürü Özge Hanım'ın samimi ve neşeli sunumuyla başladı etkinliğimiz. 


İtiraf etmek gerekirse o an ilk düşündüğüm şey; Özge Hanım'ın cildinin ne kadar kusursuz göründüğüydü. Bunu Vichy ürünlerine borçlu olmalıydı :) Hemen kalemi elime aldım ve ağzından çıkan her kelimeyi not almaya başladım! 

Öncelikle Vichy markasının doğuş hikayesinden bahsetmek istiyorum. Vichy; Fransa'nın güneyinde, volkanik dağlarıyla meşhur bir kasaba aslında, ve bu volkanik dağlardan dolayı günümüzde koruma altına alınmış durumda. 1931'de o topraklarda doğan Vichy markası, sektördeki ilk firma olma özelliğini taşıyor ve "dermokozmetik" kavramı aslında Vichy ile ortaya çıkan bir kavram. Ayrıca "Sağlıklı Kozmetik" kavramını da sektöre ilk taşıyan yine Vichy oluyor. 

Vichy denince; daha önce benim de kullandığım o meşhur termal suyu bir adım öne çıkıyor, peki nedir bu termal suyun özelliği? Diğerlerinden farkı nedir? Vichy kasabasında bir yağmur damlası toprağa düştüğünde, magmatik kayaçların arasından aşağı doğru süzülürken beraberinde götürdüğü binlerce mineral ile zenginleşiyor ve 4000 m derinde ısıyla karşılaşarak termal su özelliğini kazanıyor. Sonrasında bu ısı etkisiyle yükselerek tekrar yeryüzüne çıktığında bizler için eşsiz bir hazineye dönüşüyor. 


Dengeleyici, yenileyici özelliklere sahip bu termal su; cildin korunmasında enzim hareketlerine etki ediyor ve ciltteki kızarıklıkları azaltıyor, cildin çeşitli durumlarda verdiği tepkileri en aza indirmeyi hedefliyor. Gözenek sıkılaştırıcı ve anlık canlandırıcı özelliğiyle iyi bir makyaj bazı olduğu gibi, makyajın üstüne sıkılarak sabitlemek ve o cakey görünümü almak için de kullanılabiliyor. Lazer epilasyon, kimyasal peeling gibi uygulamalar sonrasında gönül rahalığıyla kullanılabileceği gibi, yanık, kaşıntı, pişik gibi durumlarda da etki sağlıyor. İçerisindeki binlerce mineral tuz ve eser elementten en çok bilinen ve en yararlı 15 tanesini görselde görüyorsunuz;


Çok önemli dipnot; bu 15 mineral sadece termal suda değil, tüm Vichy ürünlerinde yer alıyor.

Diğer termal sulardan farkını anlatmak içinse dün izlediğimiz deneyi anlatmak istiyorum; biri Vichy olmak üzere iki markanın termal suyuna sitrik asit damlatılıyor. Görünürde hiçbir fark olmamasına rağmen, pH değerine göre renk değiştiren kağıtlar sulara daldırıldığında Vichy termal su rengi değiştirmezken, diğer termal suya daldırılan kağıdın rengi asidik bölge renk skalasına doğru değiştiği görülüyor. Bu da demek oluyor ki Vichy termal su; şartlar ne olursa olsun cildin pH'sini dengede tutmayı başarıyor.


Termal sudan bu kadar ayrıntılı bahsettikten sonra cilt yapısına geçmek istiyorum. 3 tabakadan oluşan derimizin en dış katmanı olan epidermisin en üstündeki "Korneosit" kısmı, 28 günde bir dökülerek yenilenen kısım. Bu kısmın sağlıklı bir şekilde dökülüp alttan yeni hücrelerin gelmesi oldukça önemli; zira ışıltılı ve bebek gibi yumuşacık bir cilt ancak bu şekilde mümkün. Biz zaten bunu sağlamak için keseleniyoruz, vücut ve yüz peelingleri yapıyoruz, vesaire. Ancak burada bir nokta var ki; benim gibi yağlı cilde sahip olanları ilgilendiriyor, yağlı ciltte ölüp dökülmesi gereken hücreler yağdan dolayı yapışıp kalabiliyor, dolayısıyla bu durumda cildi sağlıklı bir şekilde soyup ölü dokuyu uzaklaştırmak daha önemli bir hal alıyor. Bunun için de dünyada doktorların en çok kullandığı iki maddeden biri olan "retinol" devreye giriyor; kendisinin işlevi derideki ölü dokuyu soymak. Bir diğeri ise "hyalüronik asit", dermis tabakasındaki elastin ve kolajen liflerin arasındaki dolgu maddesinin sağlayıcısı. Bu iki madde Vichy ürünlerinde ihtiyaca yönelik olarak bolca bulunuyor.


Tüm bu bilgilerden sonra "Güzelliğin yaşı yoktur!" diyoruz ve cildimize kaç yaşından itibaren bakım ürünleri uygulamalıyız sorusuna geçiyoruz. Temelde 18 yaşından itibaren cilde takviye ürünler kullanılmaya başlanmalı. 18 yaşına kadar çok hızlı bir yapım sürecinde olan cilt, sürekli yeni hücreler üretiyor ve cilt temizleyici bir ürün yetiyorken; 18'den sonra yavaştan nemlendiriciler hayatımıza girmeye başlıyor. Cildin yaşlanmaya başladığı yaş ise çok acıdır ki 24! Bu yaştan sonra cilt yapılanması yavaşlıyor ve yıkım başlıyor. Dolayısıyla eğer varsa ilk çizgilenmeler için ve göz çevresi sorunları için ürünler hayatımıza giriyor, daha doğrusu ileri ki yaşlarda sağlıklı ve kusursuz bir cilt için girmeli!

Peki 18 yaşından sonra neyle başlayalım? Purete Thermale serisi oldukça uygun; tüm cilt tiplerine özel etkin temizlik sunuyor. 


Köpük, jel gibi farklı formlarda temizleyici seçenekleri sunan seride misel solüsyon ve kremsi scrub ta yer alıyor. Cilt scrub ile ölü hücrelerden, temizleyiciler ile kir, makyaj ve fazla sebumdan arınırken nem, aydınlık görünüm ve cilt konforu artıyor. Misel solüsyon ise cildini makyaj temizleme sütleriyle, losyonlarıyla temizlemeye "birazcık" üşenenler için hayat kurtarıcı oluyor. Cildi su ve temizleyici ile yıkamaya geçmeden önce, derimizle arasına mutlaka suyun ve temizleyicinin etkilerini azaltacak bir bariyer örmemiz gerekiyor; bu görevi de makyaj temizleyici sütler, losyonlar veya misel solüsyonlar görüyor!

Bu arada yine çok önemli bir noktaya değinmek istiyorum; cildin akşam saat 8 gibi nemini kaybetmeye başladığını biliyor muydunuz? En geç saat 8'de cilt makyajdan arındırılmış, temizlenmiş ve nemlendirilmiş olmalı ki sağlıklı bir şekilde ışıldasın. 

Eee, makyajı çıkardık, yüzümüzü temizledik, peki nemlendirme? Bunun için de Aqualia Thermal serisi oldukça ideal. Tüm cilt tipleri için uygun olan Aqualia Thermal serisinin sırrı; hyalüronik asit ve termal su ihtiva etmesi. Daha güzel ve sağlıklı bir cilt görünümü için tüm yaşların ve tüm cilt tiplerinin kullanabileceği bu seride gece ve gündüz kremi, göz balsamı, spf içeren nemlendirici gibi ürünler bulunuyor. Üstelik bu serideki göz balsamı 20'li yaşlardan sonra rahatlıkla kullanılabiliyor.


Göz çevresi, yüzümüzün geri kalanından 3-7 kat daha ince ve hassas olduğundan dolayı ihmal etmemek gerekiyor ve mavi serinin en sağda görmüş olduğunuz göz balsamı genç ciltlerin önlemini alması için imdadına yetişiyor!

25'ten sonra ise pembe seri Idealia devreye giriyor. Cilt kalitesinde etkili bakım sloganı altında gözenekler, renk tonu ve ilk kırışıklıkları hedef alan seride "Kambucha" adındaki siyah çay ekstraktı bulunuyor. Asyalılara göre bu bitki; ameliyat hariç herşeyi yapabiliyor!


Bitkilerin salgıladığı Jasmonik asidi bulunduran serum antioksidan özellikli. Cilt; egzos dumanı, sigara dumanı, hava kirliliği gibi serbest radikallere özellikle gündüzleri maruz kaldığı için, bu serum gündüzleri kullanılmalı. Skin Sleep gece kremi ise bebeği olan, gece çalışan vesaire gibi gece kaliteli uyku uyuyamayan bayanların bayılacağı bir ürün, çünkü tedavi edici özelliği ile sanki güzellik uykusundan kalkmışcasına daha az şiş ve daha canlı bir görünüm sağlamayı hedefliyor.

Yağlı ve problemli ciltlerin sabırsızlandığını duyar gibiyim. Yağlı ciltler her ne kadar şikayet etseler de, aslında en şanslı cilt tipi denebilir, çünkü yağın olmadığı bir yerde nem barınamaz, cilt kurur, daha çabuk yaşlanır. Vichy'nin yağlı ciltlere sunduğu çözüm önerisi ise Normaderm serisi.


Özel bakıma ihtiyaç duyan yağlı ciltler için olan bu seri, en zengin ürün çeşidine sahip olan seri. Gece cilt yağı aynen bir fabrika gibi üretir, üretir ve sabah olduğunda ürettiği yağı dışarı atar. Yani cilt gece farklı, gündüz farklı çalışır. Normaderm serisi de bu noktadan yola çıkarak yağlı ciltler için bir yenilik yapmış ve gece kremi de eklemiş. Normalde yağlı ciltler için olan serilerde bulunmayan bu gece kremi, gece yavaşlayan dolaşımı artırmayı hedefliyor. Böylelikle cildin yağ dengesi her daim dengede kalıyor. 

Bu seride BB krem gibi ürünlerin yanı sıra bir de peeling bulunuyor. Sivilceli ve sorunlu ciltlere peeling yapılır mı? Yapılırsa sivilceler, akneler cilde yayılır mı? Peeling yapılır, ancak ovalanmaz, uygulanan peeling ovalanmadan yıkanır. Sebebi ise sivilceye sebebiyet veren bakterilerin cilt yüzeyinde yayılması değil tabii ki, eğer öyle bir durum söz konusu olsaydı yüzümüzü yıkarken de yayılabilirdi. Sebebi bu bakterilerin cilt altında dolaşıma katılmasının engellenmesi. Bu nedenle cildinize uyguladığınız peelingi 5-10 dk bekletip yıkadığınızda kimyasal asitler ölü hücrelere girmiş oluyor, gevşetiyor ve kolaylıkla atılmasını sağlıyor.

Yağlı ciltlerle ilgili değinmek istediğim son konu ise genişlemiş gözenek problemi. Maalesef ki toniklerin gözenekleri sıkılaştırdığı bir şehir efsanesi! (Özge Hanım burada "Hayal satmıyoruz!" diye gülerek ekliyor!) Tonik denen ürün, nemlendiriciden önce birkaç saniyeliğine cildi canlandırıp, nemlendiriciye hazırlayan bir ürün ve Özge Hanım tonikten maximum etkiyi alabilmek için pamuk yardımıyla değil de, avcunuzun içine alıp after shave gibi press yöntemiyle uygulamanızı öneriyor. 

35 yaşından sonra östrojen hormonu geri çekilmeye başlıyor ve premenopoz denilen döneme giriyoruz. Bu dönemde cilt eskisi gibi yağ salgılamamaya, dolayısıyla kurumaya başlıyor ve yaşlanma belirtileri boy gösteriyor. Bu noktada devreye Liftactiv serisi giriyor.


Tüm cilt tipleri için yoğun nem sağlayarak kırışıklık görümünü en aza indirmeyi planlayan bu seri içeriğindeki Rhamnose ile cildin doğal sürecini harekete geçiriyor, sıkılık kaybına karşı savaşıyor. Serideki asıl bomba ise göz & kirpik serumu! İlerleyen yaşla ve kullanılan maskaraların etkisiyle zayıflayan, nemini kaybeden kirpiklere karşı bakım sağlayan serum, göz çevresi için de sıkılık ve ışıltı veriyor.

Sıradaki seri ise 50 yaş üstü bayanlarda ve menopoz döneminde önerilen seri olan Neovadiol. İlerleyen yaşla beraber yaşlanan, dolayısıyla nemsizlik, kuruluk problemi yaşayan cilt bir de menopozdan dolayı hormonal yavaşlamayla karşılaşınca cildin destekleyici yapısı bozulmaya başlıyor ve sarkmalar gündeme geliyor. Neovadiol serisi, pro-xylane ile güçlendirilmiş formülü sayesinde cilt bariyerini kuvvetlendirmeyi hedefliyor. Buradaki ilginç nokta ise göz kremini dudak üstündeki ince çizgilere uygulayabiliyor oluşunuz. 

Ve cilt bakımı ile ilgili herşeyi irdeledikten sonra sıra saç bakımına geliyor.


İnsan kafasında ortalama 100-150 bin saç teli var ve bu saçlar kökte yaklaşık 4 yıl kadar yaşayabiliyor. Günlük olarak 100-150 adet saç teli kaybı normal görülüyor ancak daha fazlaysa bu saç dökülmesine giriyor.


Saç dökülmesi ise kadında ve erkekte farklı şekillerde gelişen bir durum. Yukarıdaki görselde farkları görebilirsiniz. Kadınlarda saç dökülmesine sebep olan vitamin eksikliğinden kasıt özellikle B3-B5-B6 vitaminleri ve demir ile çinko eksikliği.

Saçın matlaşıp kökünün zayıflaması, saç derisinin dış etkenlerden bozulması (hava kirlilği vs.) ve akabinde saç kaybını önlemek için saçın da neme ihtiyacı olduğunun farkında olmamız gerekiyor. Aminexil denen madde saç için çok önemli bir madde ve koparak dökülen, mat saçlar için Özge Hanım Aminexil Krem'i öneriyor. Ve ekliyor; saç kremi sadece saçın kolay taranmasını sağlamak için değil, aslında saçın nemliliğini sağlamak içindir, bu yüzden kullanımı önemlidir. Vichy saç ürünlerinde bulunan bir diğer aktif madde olan SP94 ise yaşla beraber incelen saçı toparlayıp tekrar eski sağlıklı haline döndürmeyi amaçlayan bir madde. 


Erkekler ve bayanlar için ayrı ayrı üretilen Dercos dökülme karşıtı serum ise en merak ettiklerimden. Şimdilik aşırı bir dökülme problemim olmasa da, dönem dönem saçlarımın incelip seyrekleştiğini hissedebiliyorum. Denemeye değer diye düşünüyorum.

Vichy'nin saç bakımı üzerine olan diğer ürünleri ise farklı ihtiyaçlara yönelik şampuanlardan ibaret. Ben Özge Hanım'ın tavsiyesi üzerine yağlı saç derim için Dercos Sebo-Corrector şampuanı kullanmaya başladım, yorumlarımı mutlaka bloga yazacağım. Bunun dışında yeni ombre yaptırdığım için matlaşıp kuruyan saçlarım için Aminexil saç kremini sipariş etmeyi planlıyorum.

Peki Vichy markasının ürün skalasında başka neler var? Hyalüronik asit içeren güneş koruyucular, deodorant roll-on'lar, fondötenler... Özellikle yeni çıkan Dermablend 3D fondöteni dehşetle merak ediyorum; içeriğindeki salisilik asit sayesinde antibakteriyel ve antifungal özelliklere sahip bu ürün sorunlu ciltleri tedavi edici etki sağlıyor, ameliyat izlerini bile kapatıyor. Dermatologların önerdiği, saunada bile bozulmayan eşsiz birşey. En güzeli de yaş kısıtlaması yok!

İşte bizim yaklaşık iki buçuk saat süren etkinliğimizde paylaştığımız şeyler bunlar, en ince ayrıntısına dek sizlere aktarmaya çalıştım, umarım sıkılmamışsınızdır. Gerçekten bilmediğim ve yanlış bildiğim o kadar çok şey öğrendim ki... Bu etkinlikten sonra aslında cildimle ilgili hiçbir şey bilmediğimi, ona hiç ama hiç iyi davranmadığımı farkettim. Ve bundan sonrası için cildime hak ettiği değeri göstereceğime dair kendime söz verdim, çünkü hayata bir kere geliyorum ve başka cildim yok! Siz de kendinize bir iyilik yapın ve bugünden itibaren cilt bakım rutininize bir göz atın :)

Etkinliğimizde emeği geçen herkese bir kez daha içten teşekkürler...

Hoşçakalın!


30 Ekim 2016

Nişanlandım! Hazırlıklar ve Detaylar

Herkese merhaba!

Çoook uzun bir aradan sonra tekrar sizlerleyim. Neredeyse 4 aydır buralara uğramamışım bile; çok şey kaçırdığım ve buraları çok özlediğim aşikar! Sebebi ise zaten uzamış olan okulumu daha da uzatmadan bitirme telaşlarım ve nişan hazırlıklarım... Sonuç olarak okulumu bitirdim, ufak bir mezuniyet hazırlığı telaşından sonra kepimi attım, işe girdim ve arta kalan zamanlarımda hummalı bir nişan hazırlığı koşuşturmasına daldım! Neredeyse 3 aydır tek bir izin günümde bile bacaklarımı uzatıp yatmadan Bursa'yı talan ettiğim, gece gündüz araştırıp sorarak sonrasında herşeyi kendim yapmaya karar verdiğim, inanılmaz derecede emek ve zaman harcadığım nişanım göz açıp kapayana dek geldi geçti! Bana da bu tatlı yorgunluğu attıktan sonra mutluluğumu sizlerle paylaşmak kaldı :)


15 Ekim'de gerçekleşen nişanımla ilgili detaylara geçmeden önce elbisemle başlamak istiyorum. Elbise hakkında tabii ki kafamda daha öncesinde planladığım bir model vardı; kollarımın üst taraflarındaki az biraz mevcut olan tombikliği saklayacak kayık yaka, balık model bir elbise. Ancak ne kadar dolaştıysam da elbette kafamdaki modeli bulamadım, içime sinen olmadı bir türlü. Diktirsem mi diktirmesem mi diye düşünürken, annemin ısrarıyla SETRMS mağazasına bir göz atalım dedik ve daha abiye katına çıkmadan merdivenlerin başından göz kırptı bana elbisem :) Buz mavisi ve grinin değişik bir birleşimi; "Dusk Blue" dedikleri harika bir ton olan rengine vuruldum en başta, sonra da tül kaplı sırt dekoltesine ve tamamen taşla pullardan oluşan göğüs kısmına. Sezon sonu dolayısıyla son iki adet kalmıştı ve biri benim bedenimdi, hemen denedim tabii ki. Fotoğraflarını da müstakbel nişanlıma gönderdim, ondan da tam puan alınca elbiseme karar verilmiş oldu :)


İşte bu da, küçük bir kafede, aile arasında gerçekleşecek nişan törenimiz için gayet uygun bulduğum elbisemin ön kısmı.

Elbise faslından sonra tabii ki ayakkabı arayışına girecektim, ancak daha aynı gün, annem için elbise bakmaya girdiğimiz bir mağazada olabilecek en güzel ayakkabılar karşıma çıktı!


Fotoğrafı Insta'dan aldım, çünkü telefonumdaki orjinal halini silmişim.. Birebir elbisemin renginde olan saten stilettoların üzeri tamamıyla parlak taşlarla kaplı, aşık olmamak elde değil! "Elbisemin renginde ayakkabı bulamam, bari taşlarına pullarına uygun gümüşi tonlarda birşeyler bakayım.." derken hiç aramadan karşıma çıkan bu ayakkabılar konusunda epey şanslıydım yani :)

Aksesuar tercihim sadece alnımdaki taçtan ibaret oldu, çünkü zaten nişanda takı takılacaktı. Son zamanlarda oldukça popüler olan bu aksesuarı kullanmak uzun süredir aklımdaydı, hatta daha elbiseme bile karar vermeden önce. Bursa'da çok gezip dolaştım ancak ya çok sade, ya da çok abartılı modeller bulabildim. Yaz tatilimi geçirdiğim Bulgaristan'da şans eseri bir bijüteride denk geldim tam gönlümdeki modele; birkaç lira gibi uygun bir fiyata hem de. Herkesçe de çok beğenildi, "Tam bir kraliçe gibiydin.." şeklinde yorumlar aldım :)


Elbisemin arkası transparan tül detaylı olduğu için sırtımı kapatmaması adına dağınık topuz tercih ettim. Makyajımda da gözlerin ön plana çıkması için koyu bir smokey uygulandı. Dudaklarda ise tabii ki Kinda Sexy vardı :)

Sonra sıra nişan bohçasına geldi. Çoğu gelin adayı gibi ben de eski model olan derili, kadifeli sandıklardan istemedim, oldukça modern tarzda döşemeyi planladığım evimde öyle bir parçaya yer veremezdim.. Biz de nişanlımla modaya uyduk ve öncelikle balayında, sonrasında da tatillerimizde ve seyahatlerimizde kullanabileceğimiz çift valizlerinden alıp süslemeyi tercih ettik.


Valiz konusunda da uzuuun uzun araştırma yaptım tabii ki :) Hem uygun fiyatlı, hem dayanıklı olsun istiyordum; internet üzerinden de, çarşı pazarda da yaptığım araştırmalar sonucu bir arkadaşımın çalıştığı yerden aldık valizlerimizi, hem de yaptığı güzellik sayesinde oldukça uygun fiyata :) Ben anlamam ancak nişanlım 9 senesini şehir dışında, iki üniversite okuyarak geçirdiği için iyi anlar valizden bavuldan, sonuç olarak o da kalitesine bayılınca valizlerimize de karar vermiş olduk. Sonrasında tabii ki tüller, çiçekler, papyonlar, kurdeleler vb. için Bursa'daki pasajları, Cumhuriyet Caddesi'ni talan ettik ve herşeyin hem en güzelini, hem en uygun fiyatlısını bulmak için verdiğimiz mücadeleden galip çıkarak süslemelerimizi de yaptık :)

Nişan bohçasının içindekileri merak ettiğinizi duyar gibiyim. Şahsen nişan öncesinde bohça içeriği ile o kadar fazla araştırma yaptım ki... Tabii ki en güzel sonucu bu tarz bloglardan elde ettim, benim gibi evlilik sürecinde olan ve nişan hazırlıklarını yazan arkadaşlarımın bohça listelerinden yola çıkarak kendi bohça listemizi oluşturdum. Ve ben de benim gibi nişan hazırlığında olup ta bohçası hakkında fikre ihtiyacı olabilecek genç bayanları düşünerek tabii ki listemi paylaşıyorum :)


Birçok liste arasından kendime en uygun listeyi oluşturdum; asla kullanmayacağım şeyleri eledim, onların yerine daha kullanışlı olabilecek şeyler ekledim. Mesela 6'lı fantezi takım yerine iki takım saten pijama tercih ettim, sırf adettendir diye hiç beğenmediğim, tarzım olmayan ve kullanmayacağım bir şeye para vermek istemedim. Aynı şekilde nişanlım da röpdoşambır tarzı şeyleri kesinlikle istemediği için bana ne alınıyorsa ona da onu alalım dedik ve ona da iki takım pijama aldık. Tüylü, topuklu ve deri ev terlikleri yerine, peluş ve oldukça rahat, günlük ev terliği tercih ettik. Nacizane fikrim; kullanmayacağınız şeylere para verip sonradan gardrop diplerine çürümeye terk edeceğinize, etrafa kulaklarınızı tıkayın ve kendi listenizi oluşturun. Biz nişan alışverişine sadece nişanlımla ikimiz, başbaşa çıktık, önceleri büyüklerden biraz tepki alsak ta sonradan onlar da bize hak verdiler. Şimdi geriye dönüp baktığımızda iyi ki de öyle yapmışız diyoruz; biz ikimiz bile çok zor karar verip defalarca fikir ayrılığı yaşamışken, neredeyse 1 ayda alışverişlerimizi zor tamamlamışken yanımızda annelerle, yengelerle her kafadan bir ses çıkarken yapsaydık bu alışverişleri eminim ki çıldırırdık! :)

Bu arada bohça içeriği demişken damat bohçasında yer alan kol düğmelerinden özellikle bahsetmek istiyorum; çünkü uzun zamandır hayalim olan harfli kol düğmelerinden yana kullandım tercihimi. Damat beyin bile haberi yoktu, takımına uygun sıradan bir kol düğmesi alacağımızı sanıyordu, ancak ben süpriz yaptım ve Melexy Silver'dan verdiğim siparişle baş harflerimizden oluşan gümüş kol düğmeleri yaptırdım :) Bohçalarla ilgili belki de en heyecan duyduğum, en sevdiğim ayrıntı bu oldu, kesinlikle çok özel ve çok romantik olduğunu düşünüyorum!


Bu arada damat beyin kıyafetleri baştan aşağı Süvari'den :)

Bohçalardan sonra sırayı nişan tepsimiz ve misafirlerimize dağıtılacak hediyeliklerimiz aldı :) Aynı sözümde olduğu gibi nişanımda da herşeyde parmağım olmalıydı, herşey ama herşey kendi el emeğim olmalıydı. Önceleri Insta hesaplarda fiyat öğrenmek amaçlı sorup soruştursam da; sonrasında hem asla kendi kafamdaki gibi olmayacağı için hem de çok uçuk fiyatlar verdikleri için yine kolları sıvadım ve uzun araştırmalarım sonucu Bursa Cumhuriyet Caddesi'nde bir ara sokakta "Desen Tabela" adında minik bir dükkan buldum. Sahipleri de benim gibi göçmen olunca bir muhabbet aldı başını gitti ki sormayın!

 

Çok sıcakkanlı, çok tatlı bir çiftin çalıştırdığı bu dükkanda tepsimi, yüzük yükselticilerimi, hediyeliklerime iliştirdiğim 80 adet minik kalbi, baş harflerimizden oluşan pasta süsünü ve valizlere taktığımız "Gelin & Damat Bohçası" yazılı askılıklarımızı kestirdim. Sonrasında yine Cumhuriyet Caddesi'ndeki büyük bir çiçekçiden tepsim, pastam ve valizim için aynı çiçeklerden oluşan 3 demet kombinledim. Elbisemin renginde kurdeleler, tomurcuklar aldım, sıra taşlar aldım. Demetin birini nişanlıma verdim; gelin valizini o süsleyeceği için. Bense silikon tabancasıyla bomboş bir ayna olan nişan tepsimi baştan yarattım :) Yüzük yükselticilerimi ve makasımı da kendi ellerimle süsledim. Hele o 80 tane hediyeliği tek tek hazırlarken belim koptu, ama fazlasıyla değdi! Yine Cumhuriyet Caddesi'nde bir şekerciden aldığım mika kutuların üzerine kurdele, çiçek ve tomurcuktan oluşan sade ve şık bir kombin yaptım ve pleksi kalplerimle tamamladım. İçine de badem şekerlerimi koymayı unutmadım :)


Pastamın yanında yer alacak kadehler boş mu kalsaydı!? Tabii ki böyle bir şeye gönlüm razı olmazdı :) Ikea'dan tanesini 5 lira gibi bir fiyata aldığım incecik, zarif kadehlere yine Cumhuriyet Caddesi'nden aldığım yapışkanlı taşlarla baş harflerimizi işledim. Tüm bunlar birleşince birbirini tamamlayan harika detaylar çıktı ortaya ve nişan masamın son hali işte buydu;

 

İki katlı kurabiyeliklerimizi Karaca'dan aldık, kurabiyeleri de kendimiz yaptık. Bembeyaz şeker hamurundan, sapsade pastamızı tanıdık birine yaptırdık, gri kurdelelerle ve çiçeklerle süslemesini yine biz yaptık. Yani anlayacağınız herşey ama herşey annemin, benim ve en yakın arkadaşlarımın el emeği oldu, çok ta içime sindi. Siz nasıl buldunuz :)

Tabii ki nişan dekorumla ilgili tek hazırlığım masadan ibaret değildi, bir de karşılama panom, fotoğraf çerçevem, el pankartlarım vardı elbette!

 

Tüm bunlar nişanlımın çok yakın bir arkadaşının matbaasında, yine tamamen benim zevkime göre tasarlanarak basıldı, el pankartlarındaki yazılara bile ben karar verdim! Matbaacı çocuğu kaprislerimle ve müşkülpesentliğimle delirtsem de, yine de herşey tam kafamdaki gibi, elbiseme ve konsepte uygun renklerde, gönlüme göre oldu :) 


Bunlar da damat tarafının nişan bohçası olarak bana getirdikleri şeylerin tümü. Kayınvalidem sadece günlük eşyalardan oluşan valizle olmaz demiş ve içinde işlettiği havluların, seccadelerin, oyalı çemberlerin, ördüğü patiklerin, liflerin, şalların, nevresim takımlarının vb. şeylerin bulunduğu "asıl" bohçayı hazırlamış bana :) Ayrıca şık beyaz bir porselen tepsiye çeşit çeşit çikolatalar, şekerler doldurup nişandan sonra misafirlerimize dağıtmamız için süsleyip püslemiş :) Özenle hazırlandığı her halinden belli olan nişan bohçalarımı çok sevdiğimi söylemeliyim :)

Ve işte; aylardır hazırlandığım, deli gibi koşturduğum nişanım ne olup bittiğini anlayamadan geçti gitti, hatta üstüne yazısı da burada sona erdi :) Sanki kısa sürdü gibi, çok daha fazla hazırlık yapmış gibiyim oysa ki! Unuttuğum birşeyler mi var diye dönüp dönüp bakıyorum ama ı-ıh, yok :)

Nişan maceram burada sona eriyor, sıra düğünde :) Hayırlısıyla onu da sizlerle paylaşmak nasip olur inşallah. Darısı tüm sevenlerin başına :) Umarım beğenmişsinizdir; yorumlarınız ve sormak istedikleriniz için ben burada olacağım. 

Sevgiyle kalın!

21 Haziran 2016

Çeyiz Alışverişleri #1 | Karaca/Taç/Emsan

Herkese merhaba!

Birkaç ay önce blog tasarımımı değiştirmiş, üst menüye bir de "Çeyiz" sekmesi eklemiştim fark edeceğiniz üzere. Beni sosyal medyadan takip edenler bilir, sözlenmemle birlikte çeyiz hazırlıklarına başladım :) Daha öncesinde ufak tefek çeyizlik şeyler beğendiğimde alıyordum ve Son Alışverişler yazılarında yer veriyordum, ancak artık durum farklı. Bu nedenle bir de "Çeyiz Alışverişleri" yazı dizisi yapmaya karar verdim :) Ama bu geçici bir süreç, evlenene kadar, yaklaşık 1 yıl sürecek :) Bu dönemde bloglardaki çeyiz alışverişleri yazıları çok işime yaradığı için, kendimi sürekli o tarz yazıları okurken ve araştırırken bulduğum için, benim gibi evlilik hazırlığında olanlara fikir verebileceğimi düşündüm. Bu nedenle çeyizimin büyükbaşlarıyla yazılarıma start vereyim dedim!

Öncelikle misafir yemek takımımdan başlamak istiyorum;


Misafir yemek takımı tercihim Karaca'nın Helen modelinden yana oldu. Öncelikle şunu belirtmeliyim; en baştan beri hem alacağım bütün çeyizlerde, hem sözümde-nişanımda-düğünümde, hem de birkaç ay sonra döşemeye başlayacağım evimde herşeyin en ama en sadesini istiyordum. Kesinlikle renkli, desenli tabaklar, tencereler, oymalı kakmalı çatal kaşıklar, ve benzeri şeyler istemiyordum! Hele ki son yıllarda herkes evini o kadar pembe döşedi ve hatta pembeyi o kadar abarttı ki, artık pembe renk görmeye mecalim kalmamıştı diyebilirim! O yüzden tencerelerimde bile pembe renk istemiyordum. Mesela annem yemek tabaklarının renkli desenlerde veya gold/lame yaldızlı tarzda olması konusunda ne kadar ısrar etse de, çabaları sonuçsuz kaldı. Herkesin zevki farklı tabii, ama bana göre her zaman en sadesi en şık ve en asildi ve ben bu yemek takımına mağazanın kapısından girer girmez vuruldum! Aslında aşırı kararsız bir yapıya sahibimdir, hele ki büyük parçaları alırken kararsızlıktan ölür ve her mağazayı, her internet sitesini didik didik etmeden asla alamam, ama ilk görüşte kafama yazmışsam olay bitmiştir! Bu takım için de aynen olaylar bu şekilde gelişti :)


Yemek takımımın detaylarını bir üst karede görmektesiniz; dümdüz beyaz kare bone china malzeme üzeri dantel gibi sedefli kabartmalar ile kaplanmış. 12 kişilik 84 parçadan oluşan bir yemek takımı bu, kahve fincanından çay fincanına, sosluğundan kürdanlığına standart bir yemek takımı. Her parçasına ayrı ayrı vurulduğum bu takımı tabii ki ilk görüşte almadım, "Ya daha güzelini bulup pişman olursam?" mantığıyla aylarca her mağazayı ve her internet sitesini didik didik ettim elbette :) Ancak bir kere içime sinen bu modelden başkasını görmedi gözüm ve yine araştırmalarım sonucu en uygun fiyata sahip oldum.

Yemek takımımla birlikte aldığım bir diğer ürünse yine Karaca'dan olan misafirlik çatal kaşık bıçak takımım;


Aslında benim gözüm Jumbo'nun 9100 kodlu modelindeydi (TIK TIK), olabilecek hem en sade hem de en sıradışı çatal kaşık bıçak setiydi bana göre. Ancak mağazaya gidip incelediğimizde, kaşığının aşırı yuvarlak olduğunu farkettik, resmen ağza girmekte zorlanacak kadar yuvarlak :) Tabii ki denemedim, alıp kullananlar ne der bilemiyorum ancak anneme de bana da biraz kulanışsız geldi, üstelik fiyat çok uçuktu ve bütçemizi aşıyordu. Ben de yine günlerce (tüm mağazaları ve internet sitelerini) gezip dolaşıp araştırıp, ona en yakın ve en uygun fiyatlı modeli buldum; Karaca Halley Çatal Kaşık Bıçak Takımı!


Çatalının uzunluğu ve inceliği, bıçağının sivriliği ve zarifliği, kaşığının yuvarlaklığı beni kendine çeken detaylar oldu bu takımda. Danteli andıran tabaklarımın yanına elbette ki böyle dümdüz, sade ve asil bir takım olmalıydı. Yine en içime sinen parçalardan biri oldu diyebilirim, büyük bir aşkla aldım!

Bu ikisinin fiyatlarına gelecek olursak; yine uzuuun araştırmalarım sonucu en uygun fiyatı Bursa Yön Mağazaları'nın verdiğini gördüm. Başka şehirlerde var mı bilmiyorum; ancak aynı Evkur gibi, çok katlı, bir ev için ne gerekiyorsa bünyesinde barındıran, kredi kartsız uzun taksitler yapan mağazalar zinciri. Tabii ki ilk başta Evkur gibi kredi kartsız taksit yapmalarına karşılık tutarının iki katı vade farkı koyacak diye girmeye çekinsek te, bırakın bir kuruş vade farkı koymayı, aldığımız bütün parçaların kampanyalı fiyatlarına ek %10 personel indirimi uyguladılar, hatta yanında çift kişilik nevresim takımı hediye ettiler, biz şok! Yemek takımının tek başına fiyatı 1800 tl, çatal bıçak takımınınki ise 900 tl. İkisini birlikte alımlarda kampanyalı fiyatı 2200 tl oldu, yani çatal kaşık bıçak takımını yarısından da az bir fiyata almış olduk. Kredi kartına yüklenmeden rahat bir ödeme planı da yaptırdık, nevresim takımı hediyemizi de aldık, değmeyin keyfimize!

Tam oradan ayrılacakken, yine aylar öncesinde ilk görüşte "İşte bu!" dediğim ancak yine de araştırmaya devam edip, daha çok içime sinenini bulamadığım Emsan Aragon Tencere Takımı'm bana oradan göz kırptı :) 


Çelik tencere takımım da olabildiğince sade olmalı, ancak sıradan olmamalıydı, ve bana göre bu tanımın en güzel karşılığı olan takımı bulmuştum! Kulplarını kesinlikle plastik, silikon vb materyalden istemiyordum, ne kadar dikkat edilse de bir süre sonra yanıp kararabiliyorlar malesef. Mutlaka çelik olmalıydı, tutarken elimi yakma ihtimali var biraz ancak mutfak eldivenleri ve tutaçlar neden icat edilmiş ki :) 


Şunun güzelliğine, tombikliğinin tatlılığına bakar mısınız? Yemek takımım ve çatal kaşık bıçak setim Karaca'dan olmasına rağmen, tencerelerini önermiyorlardı, zaten ben de Emsan'dan cam kapaklı, çelik kulplu, yarı mat bu tombik seti beğenmiştim. 4 adet tencere, 3'lü cezve takımı, çaydanlığı ve düdüklü tenceresiyle 1000 tl olan bu seti, düdüklü tenceresi hariç olarak 640 tl civarında bir fiyatla aldık. Düdüklü tenceresini malesef beğenmedim, takımla pek alakası yok gibiydi, daha sonra içime daha çok sinen bir model alırım diye düşündüm ve onu çıkartınca 700 kusür olan seti bize yine personel indirimiyle 640'a kadar indirdiler. Bize de yine keyifle almak düştü :)


Çaydanlığı ve cezve seti de bu şekilde, gayet sade ve takıma uygun :)

O sırada mağazanın tekstil bölümü de olduğu aklımıza geldi ve aylardır aradığımız ve ne mağazalarda ne de internet sitelerinde bulamadığımız bornoz takımını acaba bulabilir miyiz diye düşündük? 
Ve bulduk!


Yine aylar öncesinde bir akşam internette bornoz takımlarını araştırırken ve o güllü dallı, desenli, dantelli, pembeli morlu modellere burun kıvırırken karşıma çıkan Taç'ın Estelle modeli bu bambu bornoz takımına bayıldımmm! Yine ilk görüşte aşk, yine ilk görüşte "Mutlaka bu olmalı!" sendromu :) Annemi aylardır gezdirmediğim çarşı pazar, mağaza dükkan kalmadı, "Yeter artık ne var bu kadar bu takımda, dümdüz gri sıradan bir takım işte..." diye söylense de, benim için asla öyle değildi tabii ki. Saten görünümlü şal yaka modeliyle hem şık hem sade, üstelik rengi de hiç te sıradan değil bence :) Fiyatına gelecek olursak; 340 tl! Bu biraz tuzluydu evet kabul, ama diğerlerini o kadar uyguna aldık ki bu da şımarma payımız olsun dedik :)

Ve tüm bu alışverişlerden sonra Yön Mağazaları'ndan gayet mutlu mesut ayrıldık. Personel çok ilgili, çok güleryüzlü idi, misal bizimle ilgilenen Neslihan Hanım'ı 1 saat boyunca kitledik, sadece bizimle ilgilendi, her türlü indirim talebimizi geçiştirmeden ve maalesef demeden müdüre iletti, "Daha fazla ne yapabiliriz?" diye diye personel indirimine kadar evet dedirtti :) Küçük mutfak aletlerimi, ütümü, elektrikli süpürgemi de oradan almayı planlıyorum, hatta beyaz eşyalarımı bile alabilirim, neden olmasın?

Son olarak yine Karaca'dan aldığım misafir su takımımı göstermek istiyorum;


Biz su takımımı karafıyla birlikte set olarak değil de, ayrı ayrı kadeh, su bardağı ve meşrubat bardağı şeklinde alıp, 12 kişilik set yapmayı tercih ettik. Günübirlik bir Gebze seyahatimiz olmuştu, teyzeme misafirliğe gitmiştik ve avm'de gezerken bir de Karaca'ya girelim dedik. O an Wedding bardak setlerinin indirimli olduğunu görünce ani bir kararla alıp geldik! Karaflı su takımlarından kalite olarak hiç bir eksiği yoktu, hatta model olarak çok daha çeşitliydiler. Karaflı takımlar 25 parçaydı; 12 kişilik kadeh, 12 kişilik meşrubat bardağı artı karaftan oluşuyordu ve 400 liradan başlayıp 900 liraya kadar çıkıyordu. Bizse 3 takım bardak, yani toplam 36 parçalık sete (tam hatırlamamakla birlikte) yaklaşık 250 tl ödedik. Bence çok ama çok karlı oldu, yine şansımızın yaver gittiği bir parça oldu. 

Ancak benim bardaklarım görseldeki bardaklar değil, model olarak birebir aynı ancak üzerindeki desenler azıcık farklı. Bardaklarımı bu şekilde set olarak fotoğraflamadan kolileyip kaldırdığım için maalesef resmini yükleyemiyorum ancak arkadaşlarıma desenini yakından çekip göndermiştim, o resmi buldum ve en azından onu yükleyeyim dedim :)


Bir kaç model daha vardı ama ben yemek takımımla uyması açısından minik yaprakları olan bu modeli seçtim, ve gayet te yerinde bir seçim yaptığımı eve gelip ikisini yan yana koyunca anladım :) Karaca görevlileri bu modellerin karaflarının da geleceklerini söylediler, ancak en son baktığımda yoktu. Zaten gelmese bile desensiz düz bir karaf alıp takıma eklerim diye düşünüyordum, ama gelirse de güzel olur hani :) Bu kristal inceliğinde, dokunmaya çekindiğim su takımımı da yazdıktan sonra burada son veriyorum.

İşte benim yavaş yavaş birşeye benzemeye başlayan minnoş çeyizimin ilk büyükbaş parçalarını gördünüz. Umarım beğenmişsinizdir :) Her birini tek tek aşkla aldım, Allah umarım yine aşkla ve sağlıkla kullanmayı nasip eder.

Benim gibi evlilik ve çeyiz hazırlığında olan kızçelerle her zaman yorumlaşmaya, fikirleşmeye açığım, sorularınız ve önerileriniz varsa lütfen yorum bırakın, zevkle cevaplarım. 

Sevgiler!





20 Haziran 2016

Ve Sonunda H&M Bursa'da!

Herkese yeniden merhaba!

Bildiğiniz gibi Bursa'nın ilk H&M mağazası 11 Mayıs'ta Endülüs Park'ta açıldı. Tabii ki biz de açılışının ikinci gününde arkadaşlarla toplanıp bir keşif gezisi yaptık!


Tahmin edileceği üzere en ilgimi çeken kısım makyaj reyonlarıydı :) Gözüme kestirdiklerimi fotoğraflayıp Instagram'da paylaşmıştım o gün. Çeşitlilik inanılmaz, nereye saldıracağımı şaşırdım! En çoksa Glitter Dust simler ve Eye Colour To-Go kalem farlar dikkatimi çekti, ama gereksiz pahalı buldum malesef. Hemen yanındaki bronzer, allık ve fardan oluşan mini paletse tek bir kalemin 16 tl olmasına nazaran daha uygun fiyatlıydı, 20 tl. Ojelerin de fiyatlarını biraz uçuk buldum, 3'lü oje setinin 30 kusür olduğunu görünce :/

İnanılmaz kalabalık ve dağınıktı, o karışmalıkta fotoğraf çekmek hiç aklıma gelmediği için şuan kendime kızıyorum. Özellikle makyaj çantaları, cüzdanlar vb. aksesuarların olduğu aşırı renkli ve çeşitli reyonu nasıl fotoğraflamadım hala şaşkınım! Sanırım o sırada beğendiğim herşeyi toplayıp bir an önce kabin sırasına girmekle meşguldüm :)

9 parçayla girdiğim kabinden sadece 2 parçayla çıktım, askıda durduğu gibi durmadılar üzerimde malesef. Ancak akşam iş çıkışı gittiğimiz ve geç olduğu için gönlümüzce gezip inceleyemedik herşeyi, alt kata bile inemedik! Kasa kuyruğuna bir an önce dahil olup beğendiklerimizden de olmayalım mantığıyla aldığım birkaç parça şeyi göstermek istiyorum;


İşte alıp çıktığım 2 parça; yazlık  beyaz bir şort ve içine sokarak kombinlediğimde hem benim hem arkadaşlarımın bayıldığı lacivert bir bluz. Yazın en sevdiğim parçalar bu şekilde tiril tiril, kolsuz bluzler. Şort 29,90 bluz ise 39,90 tl idi sanırım.


Ve ıvır zıvırlar. Pembe aynalı güneş gözlüğümü çok severek kullanıyor, bir de grisini arıyordum, karşıma çıkınca aldım, 19,90 tl. Her gözlük kolay kolay yakışmaz yuvarlak yüzüme, bu cuk oturdu. Anahtarlıklar ise en sevdiklerim, hep sahip olmak istediklerim, tanesi 12,50 tl. Makyaj malzemelerindense sadece bu Glitter Dust'ı aldım, sanırım 16 tl civarındaydı, diğerlerini indirime sakladım.


Son olarak ta indirimli olan (!) ojelerden gözüme çarpan bu rengi sepete attım, 5 tl idi bu da. Özellikle geniş yapılı fırçasını çok sevdim, sürümü çok rahat. Renk; Primrose Pearl.

Yaklaşık yarım saat kasa sırasından sonra oradan ayrılabildik! Biz hemen ilk gün gittiğimiz için internet sitesinde yarı fiyatına olan çantalar, giysiler, aksesuarlar hep iki katıydı, ertesi hafta giden arkadaşlarım çoğu ürünün indirimli olduğunu söylediler. Neyse ki artık her canımız istediğinde atlayıp gidebileceğimiz bir H&M mağazamız var bizim de. Bir dahaki sefer için sabırsızlanıyorum!

Hoşçakalın!